| Bu sabah uzun zamandır ilk kez hissiz uyandım,evet tam anlamıyla hislerimden arınmış olarak.Bunu nasıl başardım,ne(ler) oldu bilmiyorum fakat oldu.Daha dün-bir çok sabah olduğu gibi- "rüyaların tersi mi çıkar gerçekten?..eğer öyleyse tersi çıksın bunun...tersi çıksa kaç yazar,ne kadar da batıl inançlı biri oldun çıktın sen!.."şeklinde iç sesimle hafif bir çatışma içine girerken,bugun olanlar çok ilginç.İlginçten de öte aslında;tam anlamıyla ironik evet evet doğru kelime bu, "ironik";çünkü dün tersi çıksın dediğim rüyanın tersini bugun rüyamda görmüş olarak uyandım.Bu ironi karşısında normal şartlar altında-insan anatomisinin duygulara da yer verdiği bilinci ile-durup düşünürdüm,olanlar içinden çıkılamaz boyuta ulaşıncaya dek.Ama bugun büyük bir dinginlikle,adeta ilk kez hayata gözlerimi açıyormuşcasına uyandım,debelenmeden kalktım(kalkmayı başarırdım bugunden önceki günlerde,sırf bu bile hissizliğimi ortaya çıkarıyor sanırım).neyse,gittim yüzüme soğuk suyu iki kez çarpıp havlunun kokusunu bile içime çekmeden mutfağa sert adımlar atarak giderken buldum kendimi.Mısır gevreğimi tıpkı önceki sabahlar gibi kaseye koyup sütümü bir güzel boşalttım üstüne.Ama bu sefer sütü sevdiren mısır gevreğinin varlığı ya da nesquik e şuursuzca uzanan elim,ne beynimde her hangi bir düşünceyi çağrıştırdı ne de duygularıma etki etti.Mısır gevreğimi,nesquik'i,kupamı,kasemi,bu güzel güneşli sabahı,Antalya'yı seviyordum sevmesine ama hissetmiyordum.Birileri ben uyurken tüm hislerimi alıp gitmiş olsa gerekti,blogcum.İnanılmaz tuhaftı tüm bu olanlar.Tamam,İnsani faaliyetlerimi gerçekleştiriyordum gerçekleştirmesine ama bir sorun vardı.Bir kalas yığını ile beni alıp,bir soyutluk kefesine-böyle bir şey olsa idi eğer-koysalar,muhtemelen herhangi yana doğru sapma olmazdı,en iyi ihtimalle.Ya da en kötü ihtimal gerçekleşir ve kefenin ucu kalas yığınına doğru kayardı. Her neyse,Bir şeyler yapıp,duygularımın bana dönmesini sağlamalıydım.Ne yapıp edip bunu gerçekleştirmeliydim hem belki de vardı onlar hala bir yerlerde ama gizlenmişlerdi,açığa çıkaramıyordum ben.Her nerede,nasıl, ne koşulda olursam olayım duygularımı harekete geçirecek o şeyi bulmalıydım ilk olarak.Bulmalıyım,bulmalıyım diye düşünürken müziğin,melodinin duygularım üzerindeki mucizevi etkisi şimşek gibi geçti zihnimden.Ah tabi ya,Yann Tiersen! O bile duygularımı ta içimden-gömüldükleri yerden-çıkarıp ellerime teslim edemez ise,bu işi başka kimse yapamazdı.Denemekten bir şey çıkmaz diye düşünerek,her dinleyişimde tüylerimi ürperten Sur Le Fil'i açtım...Başta yavaş,hafif ritimlerle sessizliği çağrıştıran piyano tınıları,giderek hızlanan ritm,sessizliğin bozulması,alışma-alışamama,sevme-sevmeme-sevememe,gibi duygular..Evet,duygular...Duygularım hala bendeler,Oh,rahatladığımı hissediyorum şu an tüm hücrelerim ile birlikte.Güzel,çok güzel.tam şu an,şu saniye...Kimi zaman canımı acıtsa da epey,duygularım..onlar iyi ki var!..(kalas yığınına kocaman bir nanik bu esnada) |
not: nivea nın kuru,kupkuru kremlerinden nefret ediyorum(nefret-bir duygu).krem konduğu yerde kupkuru vaziyette öylece kalıyor,etrafa yayma gibi inanılmaz meşşakatli iş sana düşüyor,yağlı kremlerden asla vazgeçilmemeli.zira Onlar çok iyi!(sevmek-bir duygu).

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder